21 Eylül 2008 Pazar


Sonbahar küt diye geldi. Her sene aynı şey oluyor zaten. Hele ki İzmir gibi bir batı kıyısı şehrinde yaşıyorsanız mevsim aralarını anlamak mümkün olmaz. Nitekim daha birkaç gün öncesine kadar üzerimizde şortlarla dolanırken birden neredeyse üzerimize bir battaniye almadığımız kaldı.

Battaniye hadi bir yana, dolaplarda da yazlık menüler kalakaldı aslında. Öyle hemen dolap düzenleme işine de nedense girilemez. “Belki hava oyun oynamıştır bize, önümüzdeki günlerde ya tekrar ısınırsa” gibi mantıksız bir beklenti içine girilir. Her yanımız donmaya yüz tutunca da yazın başında naftalinlerle kaldırılmış kışlıkların ucundan yavaş yavaş çekip çıkartılmaya başlanır. Zaman içersinde dolap bir çıfıt çarşısına dönüşür. Ne olduğu belirsiz bir mevsimi yansıtır. Sonunda bu manasızlığa daha fazla dayanamaz ve son noktayı koyarsınız. Yazdan yeni çıkmışlığın ardından tekrar yaz olma beklentinizden vazgeçer, tamamıyla kışlık bir dolaba kavuşursunuz.

Yazlık-kışlık yapma meselesini oldum olası sevmedim. Öyle bir giyim odam olmalı ki, bir kapağın ardında yaz, diğerinde kış durmalı. Kıyafetler, ayakkabılar hiç yerinden oynamamalı. Mevsim değişikliklerinde de gereken temizlik yapılıp sadece kapağına sezona kadar kilit vurulmalı.

Böyle bir giyim odasının kaç metrekare olması gerekiyor hiçbir fikrim yok ama aşağı yukarı ne büyüklükte bir eve sahip olmalı insan tahmin edebiliyorum. Hayal etmesi bedava !

Her ne kadar ülkenin bu kıyısında baharlar az yaşansa da gelip hafif yel gibi esen baharların güzelliğini hissetmemek de elde değil. Biraz klasik olacak burada sonbahardan bahsetmek, çünkü bakıyorum köşe yazarlarımızın çoğunluğu son günlerde güz havasına kaptırmışlar kendilerini. Güçlü kalemlerin anlatımlarının yanında benim sonbaharı anlatmış olmam belki çok enteresan olmayacak ama kendi sonbaharımı anlatmadan duramayacağım.

Gök daha sıklıkla bulutlarla kaplanıyor, akşamlar üzerine hafifte olsa bir ceket almayı söylüyorsa sana; denizlere girmek artık aklının ucuna gelmiyor, plaj çantaları mahzun, odanın bir köşesinde bekliyorsa; sofralar dış mekan yerine iç mekanlara kuruluyorsa nihayetinde; çocuklar dahi sokak yerine odalarında oynamayı tercih ediyor, akşam kapı lambaları erkenden sönüveriyorsa; arkadaşlarla buluşmalar azalıyor, televizyon karşısında daha çok vakit geçirilmeye başlanıyorsa; yaz sebzeleri veya meyveleri daha az alınır oluyorsa; yağmur özlemle beklenir olmuş ve yağmurun ardından yayılan toprak kokusu hasretle içe çekiliyorsa...

Ve bu sonbahar parmaklarımın klavyemle buluşmasına sebep oluyorsa eğer, işte benim sonbaharım başlamış demektir.

E peki, bayramda havalar nasıl olacakmış? Kışlıkların durduğu hurcu tatil sonrasına bıraksam diyorum…

Hiç yorum yok:

Subscribe to me on FriendFeed XING